Yirmi Üç Nisan tadında neşeli şiirler gönderesim vardı aslında, ama sonra sakinleştirdim kendimi. Hepi topu yeni yıl di mi ? Ama değil işte, ben her sene böyle bir hayal dünyasına girerim, misal; bu sene artık daha mutlu olacağım, zaten tek sayı olan seneler bana hiç uğurlu gelmemiştir 2006 nefis olacak bidi bidi bidi. Yerseniz yani, daha doğrusu kendim yersem. Gerçi hakkaten çift seneler daha uğurlu geliyo bana hep, eooo neyse görürüz acelem yok.
Evet uzatmadan bu seneki dilek haklarımı kullanıyorum; yeni yıl size;
istediğinizi alma cesareti,
ve
hayır diyebilme gücü
getirsin. Aynı zamanda;
sabahları gülümseyerek uyandığınız günler çok,
yalnız kaldığınız zamanlar az,
dostlarınızın sayısı mümkün mertebe sabit
olsun.
Ama tecrübeyle öğrendiğim bişey varsa; yeni yıl dediğimiz, çok çok iyi şeyler kadar kötüler de getirecek, en azından dağına göre kar versin. Mesela ;
istemediğiniz durumlara dayanma,
mecbur olduğunuz şeyleri yapabilme,
beklenmedik haberlere karşi tepkilerinizi kontrol edebilme,
zor durumlarda susabilme
yeteneği de getirsin. Keza zaten yoksa geçmiş olsun, oturun pratik yapmaya başlayin. Aynanın karşısına geçip şaşırtıcı haberlerde suratınızı hiç kıpırdatmamayı deneyerek başlayın, teşekkürleri sonra iletirsiniz.
Evet evet, özet olarak mutlu yıllar...
Çok önemli ekleme: en sevdiğim ilkokul şarkılarından biriyle bitirmek istedi canım, tutamadım yine kendimi ;
yeni yıl, yeni yıl, yeni yıl, yeni yıl
bizlere kutlu olsun
yeni yıl, yeni yıl, yeni yıl, yeni yıl
sizlere mutlu olsun
yeni yıl sona erdi
sikko yıl geri geldi
bu yıl olsun mutlu bir yıl
bu yıl olsun hey hey
kardeşiz biz hepimiz
bitmesin hiç sevgimiz
aramızda dargınlık yok
aramızda hey hey
mutlu olsun insanlar
mutlu olsun tüm evren
yeni yılda hep birlikte
yeni yılda hey hey
Friday, December 30, 2005
Wednesday, November 16, 2005
Corpse Bride
Tim Burton’un, anlatamayacagim kadar uzun zamandir bekledigim stop motion filmi gelmis sonunda. Hani su, her karakterin kilden camurdan biseyden kuklasini yapip, giydiriyolar falan da sonra her bir sahne icin bilmemkac bin tane resim cekip onlari arka arkaya tırrrrrtttttt diye hizlica gecirince hareketliymis gibi oluyor ya, iste onlardan. Yani manyakca, bir kuklayi otuz kere giydirip soyundurup, milyonlarca resim cekiyorlar (attim evet) oluyor sana animasyon, Tim Burton’a hasta olmak icin bir sebep daha.
Corpse Bride, eski bir Rus halk masalindan almis hikayesini. Cok ayrintiya girmeyecegim ama web sayfalarinda bile yazan filmin ozeti der ki; 19. yuzyil Avrupa’sindayiz. Victor adli genc adam (evet Johhny Deep seslendiriyor, ama bu kadarla da kalmamislar, Victor’un kuklasi da Johhny Deep’e benzetilmis) eglence olsun diye yerde gordugu bir iskeletin parmagina yuzuk takip şakayi abartinca bir cesetle evlenmis olur (Victor salak falan degil, Johhny Deep’e salak denmez, ayip).
Sonra Victor yeraltindaki hayati kesfedecek, kendi kasvetli yasantisiyla kiyaslayinca ne kadar da renkli ve eglenceli oldugunu gorecek (The Nightmare Before Christmas’ta da Halloween Town’in esasen ne kadar da sevimli oldugunu gormedik mi, gorduk. Hem orda da Pumpkin King’i yani Jack’i bizim Johhny seslendiriyordu. Jack ismine ayrica Karayip Korsanlari’nda yine Johnny Deep ile isinmistik, hastasiydik, yengec yuruyusune bayiliyorduk, Monkey Island’daki Guybrush’a benzetip guluyorduk falan, ay evet bunlar gereksiz ayrintilar, gectim) ve sasiracaktir. Ayrica da yukarda onu gercek karisi mi nisanlisi mi artik her kimiyse, Victoria beklemektedir. Hadi bakalim Victor ne yapacak, bu sefer bizi neyle aglatacak, hayata dair kafamizi allak bullak edecek neler soyleyece, merakla bekliyoruz. Sozum sana Tim Burton, ayip bu yaptigin.
Neyse, muziklerini de Danny Elfman yapmis tabi, soylemeye gerek bile yok. Soundtrack’ini simdiden indirip dinlemeye baslamis bi manyak olarak, soyadim Elfman olsun istiyorum, beni evlat edinsin J Loop’a alacagim sarkiyi da buldum, “Tears To Shed”, saygilar.
Sonuc itibariyla, gidin gorun, bana anlatmayin ben daha gitmedim.
Corpse Bride, eski bir Rus halk masalindan almis hikayesini. Cok ayrintiya girmeyecegim ama web sayfalarinda bile yazan filmin ozeti der ki; 19. yuzyil Avrupa’sindayiz. Victor adli genc adam (evet Johhny Deep seslendiriyor, ama bu kadarla da kalmamislar, Victor’un kuklasi da Johhny Deep’e benzetilmis) eglence olsun diye yerde gordugu bir iskeletin parmagina yuzuk takip şakayi abartinca bir cesetle evlenmis olur (Victor salak falan degil, Johhny Deep’e salak denmez, ayip).
Sonra Victor yeraltindaki hayati kesfedecek, kendi kasvetli yasantisiyla kiyaslayinca ne kadar da renkli ve eglenceli oldugunu gorecek (The Nightmare Before Christmas’ta da Halloween Town’in esasen ne kadar da sevimli oldugunu gormedik mi, gorduk. Hem orda da Pumpkin King’i yani Jack’i bizim Johhny seslendiriyordu. Jack ismine ayrica Karayip Korsanlari’nda yine Johnny Deep ile isinmistik, hastasiydik, yengec yuruyusune bayiliyorduk, Monkey Island’daki Guybrush’a benzetip guluyorduk falan, ay evet bunlar gereksiz ayrintilar, gectim) ve sasiracaktir. Ayrica da yukarda onu gercek karisi mi nisanlisi mi artik her kimiyse, Victoria beklemektedir. Hadi bakalim Victor ne yapacak, bu sefer bizi neyle aglatacak, hayata dair kafamizi allak bullak edecek neler soyleyece, merakla bekliyoruz. Sozum sana Tim Burton, ayip bu yaptigin.
Neyse, muziklerini de Danny Elfman yapmis tabi, soylemeye gerek bile yok. Soundtrack’ini simdiden indirip dinlemeye baslamis bi manyak olarak, soyadim Elfman olsun istiyorum, beni evlat edinsin J Loop’a alacagim sarkiyi da buldum, “Tears To Shed”, saygilar.
Sonuc itibariyla, gidin gorun, bana anlatmayin ben daha gitmedim.
Monday, November 14, 2005
duzgun adam var mi yok mu ?
Ortalikta dolasan, oradan buradan kopyalanmis maillerden biri geldi bugun tesaduf. Internette bir site; kendilerince duzgun adam tanimini ve daha bircok aciklama yapmislar, usenmemisler ciddiye alip alamayacagima henuz karar veremedigim basliklar altinda madde madde uygulamalar yazmislar. Bana gonderilen de iste bunlardan biri; duzgun adam yoksa kendiniz nasil yaparsiniz konulu bir maddeler butunu.
Tabii ki de maille yetinmedim, hemen siteye gittim baktim, nedir ne degildir, duzgun adam kimdir, ne yer ne icer, nerde yasar gibi ekolojik bilgilerle doldurmuslar. Sunu soyleyebilirim ki, “duzgun adam kimdir” tanimi altinda yazanlari okuyup bunalima girmeyecek erkek varsa ciksin ortaya, o kadar diyorum. Bi de haziri yoksa kendimiz yapalim diye de asagida da tarifini vermisler, puppet master gibi hissedelim, erkek dedigin nedir ki elimizde oynatalim her istedigimizi yaptiralim temali olmus biraz.
Kendimce ozet gecmem gerekirse ki gerekecek, maddeleri kendimce anlatmak daha hosuma gidecek.
Simdi soyle ki; bir sekilde bi adam edindiniz (hoslandiniz, asik oldunuz, sevdiniz degil, edindiniz biyerlerden; baktiniz o da size bakiyor, hah buyrun alin onu). Simdi bu adami, her aksam uyumadan once hayallerini kurdugunuz adama benzeteceksiniz, evet o kadar rahatsizsiniz.
Dusunun bakalim nasil kiyafetlerden hoslanirsiniz ? Eskiden barbi bebeklerinizi giydirdiginiz gibi kiyafetler kombine edin kafanizda, sonra da o kiyafetleri aldirin, almiyosa siz hediye alin, illa ki onlari giysin. Butun gardolabini atmasini saglayin bir sekilde, duygu somurusu yapin, kiyafete ihtiyaci olan insanlardan bahsedin durun, onlarin daha cok ihtiyaci oldugunu soyleyin. Neyi var neyi yok paketleyip gondersin biyerlere. Sonra da bunu kendi akil etti zannedip gurur duysun, egosu tavan yapsin. Bu yontemle evindeki esyalari bile degistirtebilirsiniz ama o sonraki dersimizin konusu, adi da “evine nasil yerlesirsiniz”.
Birazcik bahsetmeden gecemeyecegim, icimde kalir. Simdi evine nasil yerlesirsiniz cok enteresan bir konu, bunun uygulama alani da baya genis ama ilk adimlarini ve kizlarin esasen ne kadar da hain olduklarini ozetleyen su ornegi vermezsem olmaz. Sevgilinize, normalde kullanamayacagi ama size ayip olmasin diye de atamayacagi birsuru gereksiz sey alin, resim cercevesi aliyosaniz icine birlikte cektirilmis bir resminizi koyun. Gittiginizde odasinda oraya buraya adinizi yazin tukenmez kalemle ve bunun ne kadar romantik oldugunu iddia edin. Saga sola, sonradan bulacagi, tesadufen oraya dusmus gibi gozuken kagitlar birakin, ustunuzde mutlaka adiniz yazsin, olmadi el yazinizla herhangi bisey olsun vs.vs. Butun bunlari neden mi yaptik ? Birlikteyken hayatini zindan edemediysek, ayrildiktan sonra da adam olmasin istedik de ondan. Birakip gittiginizde her yere baktiginda size ait bisey gorecek, her koseden bir ipucu bulacak, deli olacak, hayata kusecek. Kolay gelsin.
Camurdan duzgun adam yapma derslerine geri donelim ;
Isini mi begenmiyorsunuz ? E degistirir ne olacak, siz istersiniz de yapmaz mi. Ama onemli olan yine farkettirmeden yaptirmak, hersey sanki onun fikriymis gibi gostermek. Evet evet bildiniz, dogustan boyle bir yeteneginiz var zaten, hatunsunuz.
Sevismeyi ogretmek diye bir madde var, hic yorum yapasim yok hakkinda, fikri bile enteresan (uygun dehset verici kelime bulunamayinca enteresan, ilginc, aa cok degisik denir ya, o enteresandan)
Daha yazmaya usendigim bikac madde sonrasi, iste herkesin icine gururla cikarabileceginiz duzgun adaminiz.
Peki bu temsili duzgun adam bugune kadar nasil geldi, yani bunlara neden katlandi ? Hemen bakalim:
a- cok salak, hakkaten herseyi kendinin akil edip yaptigina inandi
b- normal sartlarda sizin yaniniza bile yaklasamayacak durumda, kaybetmemek icin her turlu maymunluga razi, bunlarin farkinda oldugunu hissettirmeme maymunluguna ve alcak egoya bile (farkindayim yeter artik yeter diye inceden laf bile koyamiyor, o derece yani)
Her iki durumda da, ne isiniz var boyle bi adamla diye sormak istiyorum. Keza illa ki aldatacaksiniz, daha iyisini bulacaksiniz ama o daha iyisi evli oldugu icin o da esini aldatacak sizin yuzunuzden, oturun sifir.
Bunun disinda da, bunlari okuyacak kadar vahim durumdaysaniz, normal bi adam bulursaniz onu duzgun erkek yapmaya kalkismayin, bu kriterlere gore duzgun hale geldikten sonra sizi birakip gidecek, daha iyisini bulacaktir.
Sonuc olarak butun bunlari okurken eglendim, bu sitenin de fazlaca uyesi oldugunu (kadinli erkekli) ogrenip sasirdim, evet enteresan.
Tabii ki de maille yetinmedim, hemen siteye gittim baktim, nedir ne degildir, duzgun adam kimdir, ne yer ne icer, nerde yasar gibi ekolojik bilgilerle doldurmuslar. Sunu soyleyebilirim ki, “duzgun adam kimdir” tanimi altinda yazanlari okuyup bunalima girmeyecek erkek varsa ciksin ortaya, o kadar diyorum. Bi de haziri yoksa kendimiz yapalim diye de asagida da tarifini vermisler, puppet master gibi hissedelim, erkek dedigin nedir ki elimizde oynatalim her istedigimizi yaptiralim temali olmus biraz.
Kendimce ozet gecmem gerekirse ki gerekecek, maddeleri kendimce anlatmak daha hosuma gidecek.
Simdi soyle ki; bir sekilde bi adam edindiniz (hoslandiniz, asik oldunuz, sevdiniz degil, edindiniz biyerlerden; baktiniz o da size bakiyor, hah buyrun alin onu). Simdi bu adami, her aksam uyumadan once hayallerini kurdugunuz adama benzeteceksiniz, evet o kadar rahatsizsiniz.
Dusunun bakalim nasil kiyafetlerden hoslanirsiniz ? Eskiden barbi bebeklerinizi giydirdiginiz gibi kiyafetler kombine edin kafanizda, sonra da o kiyafetleri aldirin, almiyosa siz hediye alin, illa ki onlari giysin. Butun gardolabini atmasini saglayin bir sekilde, duygu somurusu yapin, kiyafete ihtiyaci olan insanlardan bahsedin durun, onlarin daha cok ihtiyaci oldugunu soyleyin. Neyi var neyi yok paketleyip gondersin biyerlere. Sonra da bunu kendi akil etti zannedip gurur duysun, egosu tavan yapsin. Bu yontemle evindeki esyalari bile degistirtebilirsiniz ama o sonraki dersimizin konusu, adi da “evine nasil yerlesirsiniz”.
Birazcik bahsetmeden gecemeyecegim, icimde kalir. Simdi evine nasil yerlesirsiniz cok enteresan bir konu, bunun uygulama alani da baya genis ama ilk adimlarini ve kizlarin esasen ne kadar da hain olduklarini ozetleyen su ornegi vermezsem olmaz. Sevgilinize, normalde kullanamayacagi ama size ayip olmasin diye de atamayacagi birsuru gereksiz sey alin, resim cercevesi aliyosaniz icine birlikte cektirilmis bir resminizi koyun. Gittiginizde odasinda oraya buraya adinizi yazin tukenmez kalemle ve bunun ne kadar romantik oldugunu iddia edin. Saga sola, sonradan bulacagi, tesadufen oraya dusmus gibi gozuken kagitlar birakin, ustunuzde mutlaka adiniz yazsin, olmadi el yazinizla herhangi bisey olsun vs.vs. Butun bunlari neden mi yaptik ? Birlikteyken hayatini zindan edemediysek, ayrildiktan sonra da adam olmasin istedik de ondan. Birakip gittiginizde her yere baktiginda size ait bisey gorecek, her koseden bir ipucu bulacak, deli olacak, hayata kusecek. Kolay gelsin.
Camurdan duzgun adam yapma derslerine geri donelim ;
Isini mi begenmiyorsunuz ? E degistirir ne olacak, siz istersiniz de yapmaz mi. Ama onemli olan yine farkettirmeden yaptirmak, hersey sanki onun fikriymis gibi gostermek. Evet evet bildiniz, dogustan boyle bir yeteneginiz var zaten, hatunsunuz.
Sevismeyi ogretmek diye bir madde var, hic yorum yapasim yok hakkinda, fikri bile enteresan (uygun dehset verici kelime bulunamayinca enteresan, ilginc, aa cok degisik denir ya, o enteresandan)
Daha yazmaya usendigim bikac madde sonrasi, iste herkesin icine gururla cikarabileceginiz duzgun adaminiz.
Peki bu temsili duzgun adam bugune kadar nasil geldi, yani bunlara neden katlandi ? Hemen bakalim:
a- cok salak, hakkaten herseyi kendinin akil edip yaptigina inandi
b- normal sartlarda sizin yaniniza bile yaklasamayacak durumda, kaybetmemek icin her turlu maymunluga razi, bunlarin farkinda oldugunu hissettirmeme maymunluguna ve alcak egoya bile (farkindayim yeter artik yeter diye inceden laf bile koyamiyor, o derece yani)
Her iki durumda da, ne isiniz var boyle bi adamla diye sormak istiyorum. Keza illa ki aldatacaksiniz, daha iyisini bulacaksiniz ama o daha iyisi evli oldugu icin o da esini aldatacak sizin yuzunuzden, oturun sifir.
Bunun disinda da, bunlari okuyacak kadar vahim durumdaysaniz, normal bi adam bulursaniz onu duzgun erkek yapmaya kalkismayin, bu kriterlere gore duzgun hale geldikten sonra sizi birakip gidecek, daha iyisini bulacaktir.
Sonuc olarak butun bunlari okurken eglendim, bu sitenin de fazlaca uyesi oldugunu (kadinli erkekli) ogrenip sasirdim, evet enteresan.
Thursday, November 10, 2005
Amat
İhsan Oktay Anar’in yeni kitabi Amat cikmis. Nedense pek seviyorum ben bu adami, yazdiklarinin buyuk cogunlugunu tek seferde anlayamasam da, Osmanlica, Farsca ve daha bilmedigim birsuru eski Turkce kelimeyi bolca kullanip en az 5 satir uzunlugunda cumleler kursa da, ufacik bir seyi tarifsiz derin ayrintilarla anlatsa da seviyorum iste.
Sebebi yazıma hala gelemedim, ama yaklasiyorum yavastan. Puslu Kitalar Atlasi’ndaki Uzun Ihsan Efendi’nin, yani aslinda Ihsan Oktay’in her kitabina koydugu kendinin, dunyayi gezmekten nasil da korkmasina ragmen, yazmak istedigi dunya atlasindan da vazgecmeyip, ruyalari yoluyla dunyayi gezme girisimlerini anlatmayacagim misal, alin okuyun, yarisini anlamayin, garip bir mutluluk yasayin. Ben oyle yaptim.
Kitab-ul Hiyel’de de mesela, Yafes Celebi (evet kopya cektim adini) diye bir adam, zamanin patent dairesinden patentli bisey almaya yemin etmis, surekli icat ustune icat yapiyo abuk subuk. Kitabin icinde de icatlarin ayrintili aciklamalari ve olcekli cizimleri var ki disardan bakildiginda romani evirip ceviren, bir ters bir yan bakan garip insane goruntusu ciziyorsunuz.
Bi de bu adamin enteresan bir bilgi dagarcigi var, kitaplarda soyle isimler geciyor ki hepsinin varolduguna eminim sahsim adina. Yoksalar da kesin benzerleri vardi, bikac harfle kacirmistir.
Tophane Şakırdı Arap Hakkı Efendi
Karagüllezade İlham Çelebi
Kalafat Kethüdası Karabaş Seyyid Paşa Eniştezadesi Kedi Bekir Efendi
Beygircizade Kanuni Tayyar Bey
Oyle bisey ki, kitapta ismi gecen birinin adi daha once gecti mi, gectiyse nerde gecti falan hatirlamak mumkun degil.
Gelelim Amat’a. Denizlerdeyiz bu sefer, sefere cikan bir kalyonun icinde simdilik. Henuz 20. sayfa civarindayim ve bir kere derya kelimesi gecti, Kitap denizde gececek gibi durduguna gore daha kac tane derya bulurum allah bilir. Yani her halukarda sevdim kitabi. Bir kalyonda isler nasil yururmus, vardiyalar nasilmis, kim kimi sever kimi sevmezmis gorecegiz bakalim. Bunlarin disinda kisisel beklentim, iki uc tane de garip kelime ogrenip bunlari gunluk hayatta kullanmak, benzetmelerimi bunlarla yapip karsimda anlamayan gozler gormek.
Anlatmadan gecemeyecegim bir karakter var kitapta; Kırbaç Süleyman Reis. Enteresan bir adam, benim gibi takintili insanlar icin de fazla taninmasi yararli degil aslinda. Ornegin, adamin herhangi bir konuda karar vermek icin kulladigi yontemlerden biri; yakinlardaki bir kitabi alip rastgele bir sayfadan rastgele bir paragrafi okuyup o anki duruma uyarlamak ki ilk okudugumda bana da cok mantikli geldi, ben de yapayim bundan cok eglenceli dedim ama sonra sahip oldugum takintilarin yeterli sayida olduguna karar verip vazgectim. Olur da bir gun bir yerde sacma bi kitabin ortasini acip okudugumu gorurseniz uyarin, kitabi elimden alin saklayin, ne biliim omuzlarimdan tutup sarsin diye soyluyorum.
Nedense pek sevindim bu yeni kitaba, paylasayim dedim. Boluk porcuk aklima ne geldiyse de yazdim tabi, noluyoruz bunlar ne falan demeyin, yerin kulagi vardir ve ayrica haftasonuna bir gun kalmis idare edin.
Sebebi yazıma hala gelemedim, ama yaklasiyorum yavastan. Puslu Kitalar Atlasi’ndaki Uzun Ihsan Efendi’nin, yani aslinda Ihsan Oktay’in her kitabina koydugu kendinin, dunyayi gezmekten nasil da korkmasina ragmen, yazmak istedigi dunya atlasindan da vazgecmeyip, ruyalari yoluyla dunyayi gezme girisimlerini anlatmayacagim misal, alin okuyun, yarisini anlamayin, garip bir mutluluk yasayin. Ben oyle yaptim.
Kitab-ul Hiyel’de de mesela, Yafes Celebi (evet kopya cektim adini) diye bir adam, zamanin patent dairesinden patentli bisey almaya yemin etmis, surekli icat ustune icat yapiyo abuk subuk. Kitabin icinde de icatlarin ayrintili aciklamalari ve olcekli cizimleri var ki disardan bakildiginda romani evirip ceviren, bir ters bir yan bakan garip insane goruntusu ciziyorsunuz.
Bi de bu adamin enteresan bir bilgi dagarcigi var, kitaplarda soyle isimler geciyor ki hepsinin varolduguna eminim sahsim adina. Yoksalar da kesin benzerleri vardi, bikac harfle kacirmistir.
Tophane Şakırdı Arap Hakkı Efendi
Karagüllezade İlham Çelebi
Kalafat Kethüdası Karabaş Seyyid Paşa Eniştezadesi Kedi Bekir Efendi
Beygircizade Kanuni Tayyar Bey
Oyle bisey ki, kitapta ismi gecen birinin adi daha once gecti mi, gectiyse nerde gecti falan hatirlamak mumkun degil.
Gelelim Amat’a. Denizlerdeyiz bu sefer, sefere cikan bir kalyonun icinde simdilik. Henuz 20. sayfa civarindayim ve bir kere derya kelimesi gecti, Kitap denizde gececek gibi durduguna gore daha kac tane derya bulurum allah bilir. Yani her halukarda sevdim kitabi. Bir kalyonda isler nasil yururmus, vardiyalar nasilmis, kim kimi sever kimi sevmezmis gorecegiz bakalim. Bunlarin disinda kisisel beklentim, iki uc tane de garip kelime ogrenip bunlari gunluk hayatta kullanmak, benzetmelerimi bunlarla yapip karsimda anlamayan gozler gormek.
Anlatmadan gecemeyecegim bir karakter var kitapta; Kırbaç Süleyman Reis. Enteresan bir adam, benim gibi takintili insanlar icin de fazla taninmasi yararli degil aslinda. Ornegin, adamin herhangi bir konuda karar vermek icin kulladigi yontemlerden biri; yakinlardaki bir kitabi alip rastgele bir sayfadan rastgele bir paragrafi okuyup o anki duruma uyarlamak ki ilk okudugumda bana da cok mantikli geldi, ben de yapayim bundan cok eglenceli dedim ama sonra sahip oldugum takintilarin yeterli sayida olduguna karar verip vazgectim. Olur da bir gun bir yerde sacma bi kitabin ortasini acip okudugumu gorurseniz uyarin, kitabi elimden alin saklayin, ne biliim omuzlarimdan tutup sarsin diye soyluyorum.
Nedense pek sevindim bu yeni kitaba, paylasayim dedim. Boluk porcuk aklima ne geldiyse de yazdim tabi, noluyoruz bunlar ne falan demeyin, yerin kulagi vardir ve ayrica haftasonuna bir gun kalmis idare edin.
Thursday, May 26, 2005
Liverpool - Milan Sampiyonlar Ligi Finali
Evet bugun de canim oturup biseyler yazmak istedi.
Ama neden diye bir sorun; cok uzun zamandir bir mac seyrederken kendimi bu kadar duygusal hissetmedigim icin. Evet dun aksamki Liverpool – Milan Sampiyonlar Ligi final maci bu dedigim.
Maca tarafsiz basladim aslinda, Turk takimlarinin disindakilerle pek hasir nesir olmadigimdan olsa gerek. Liverpool 3. golu de yedikten sonra, Milan da gercekten cok guzel oynarken nedensiz sekilde boyle bitmesin istedim. 2-0'dan, 3-0'dan cevrilen maclar gorduk biz zamaninda, "bikac kisi topu bi yere sokmaya calisiyor, siz de seyrediyorsunuz" diyenleri duymadan, o top o yere girince agladik yeri geldi. Dun aksam da Liverpool atti ben aglamamak icin kendimi kastigimi farkettim, bana noluyosa. 3-2 oldugunda zaten herkes salya sumuk agliyodu statta, ki sanirim Liverpool'a neden sempati duydugumu bu noktada buldum. Is degil askmis futbol onlar icin de. Penaltilara kalmis olmasina sevinsem de, 4-3 bitseydi icim daha rahat olacakti sanki. 3-3 de hic fena degil tabi.
Penaltilarda ise Liverpool kalecisine gulmekten adam gibi stres yasayamadim itiraf ediyorum. Istedigi kadar taktik olsun, o adam ulkesine donunce cocuklar parmaklariyla gosterip “iste bu o” demeyecekler mi ? Misal Turkiye’de olsa isminin onune sempatik bir maymun sifatini eklemislerdi coktan. Haa, benim bile dikkatim dagildi, penaltiyi atacak adamin dikkati nasil dagilmasin, ayri.
Bu arada mac boyunca, ozellikle ilk yarida ve daha da cok Milan’li futbolcular icin, 2-3 dakikada bir, “bir insan o topa yetisemez, boyle kosamaz, bir insan boyle calim atamaz, bir insan evladi nasil olur da o minicik alanda o topu dondurur” dedim, bunlarin oynadigi futbolsa bizimkiler ne yapiyor diye tepindim, evet yaptim boyle seyler.
Sonra biraz once sozlukten, maca gitmis birinin agzindan sunlari okudum ki benim icin macin en akilda kalacak seylerinden biri olacak kesin;
“ stadları stad yapanın uzay çatı, yumuşak koltuk vb değil taraftar olduğunun anlaşıldığı, 'dağbaşı' diye taraftarın diline düşen atatürk olimpiyat stadı'nda 60'lık bir liverpool'lu amca tarafından "cennetteyim" derken hüngür hüngür ağlandığı; tüm zamanların en, en, en, en... finali.. “
Ama neden diye bir sorun; cok uzun zamandir bir mac seyrederken kendimi bu kadar duygusal hissetmedigim icin. Evet dun aksamki Liverpool – Milan Sampiyonlar Ligi final maci bu dedigim.
Maca tarafsiz basladim aslinda, Turk takimlarinin disindakilerle pek hasir nesir olmadigimdan olsa gerek. Liverpool 3. golu de yedikten sonra, Milan da gercekten cok guzel oynarken nedensiz sekilde boyle bitmesin istedim. 2-0'dan, 3-0'dan cevrilen maclar gorduk biz zamaninda, "bikac kisi topu bi yere sokmaya calisiyor, siz de seyrediyorsunuz" diyenleri duymadan, o top o yere girince agladik yeri geldi. Dun aksam da Liverpool atti ben aglamamak icin kendimi kastigimi farkettim, bana noluyosa. 3-2 oldugunda zaten herkes salya sumuk agliyodu statta, ki sanirim Liverpool'a neden sempati duydugumu bu noktada buldum. Is degil askmis futbol onlar icin de. Penaltilara kalmis olmasina sevinsem de, 4-3 bitseydi icim daha rahat olacakti sanki. 3-3 de hic fena degil tabi.
Penaltilarda ise Liverpool kalecisine gulmekten adam gibi stres yasayamadim itiraf ediyorum. Istedigi kadar taktik olsun, o adam ulkesine donunce cocuklar parmaklariyla gosterip “iste bu o” demeyecekler mi ? Misal Turkiye’de olsa isminin onune sempatik bir maymun sifatini eklemislerdi coktan. Haa, benim bile dikkatim dagildi, penaltiyi atacak adamin dikkati nasil dagilmasin, ayri.
Bu arada mac boyunca, ozellikle ilk yarida ve daha da cok Milan’li futbolcular icin, 2-3 dakikada bir, “bir insan o topa yetisemez, boyle kosamaz, bir insan boyle calim atamaz, bir insan evladi nasil olur da o minicik alanda o topu dondurur” dedim, bunlarin oynadigi futbolsa bizimkiler ne yapiyor diye tepindim, evet yaptim boyle seyler.
Sonra biraz once sozlukten, maca gitmis birinin agzindan sunlari okudum ki benim icin macin en akilda kalacak seylerinden biri olacak kesin;
“ stadları stad yapanın uzay çatı, yumuşak koltuk vb değil taraftar olduğunun anlaşıldığı, 'dağbaşı' diye taraftarın diline düşen atatürk olimpiyat stadı'nda 60'lık bir liverpool'lu amca tarafından "cennetteyim" derken hüngür hüngür ağlandığı; tüm zamanların en, en, en, en... finali.. “
Wednesday, May 04, 2005
"hayatin anlami" mailleri
X kisiye gonderin super seyler olsun maillerinden biri daha geldi gecen gun. Aman hic sevmem iyk salak misiniz falan gibi seyleri demin bana gonderdiklerinde soyledikten sonra uzerinde birtakim oynamalar yapip sanirim x civarinda kisiye gonderdim.
Oynamalar yaptim dedigime bakmayin, sadece "ona buna gondermeseniz de olur, hatta gondermeyin sizde kalsin, walla kotu bisey olmayacak. Hatta daha da curetkar olun, okuduktan sonra silin" gibi bir kisim ekledim.
Sen neden x kisiye gonderdin diyenlere asla "supper dileklerim var ondan" ya da "tek bi sey istiyorum lutfen lutfen" gibi seyler soylemeyecegim, keza inkar her zaman en sevdigim tepki olmustur.
Konuya hala giremedigimin farkindaysaniz gonul rahatligiyla devam edebilirim; ben acaip duygusal aglak falan biri oldum, asagidaki yazilar da gectigimiz bilmemkac yilda toplam yuz kereden fazla inbox'ima dustugu halde nedense bu sefer boyle bi etkilendim, ekrana bi sure bos bos baktim.. Ama hayatin anlamini falan cozemedim, madem x kisiye gonderiyorum bari felsefik katkilari olsaydi bana di mi, o da yok.. Sadece, mesela 4.'yu okurken "acaba mi" , 6.'da "tuh" ve 10. icin de "tabii ki" dedim.. Daha 17. falan var ama hic konusasim yok onun hakkinda.
Sildim zaten aradaki maddeleri, eskiden TRT'deki cocuk korosunda soylenen sarkilara benzeyen, el ele el ele verin cocuklaaar temali olanlari.
Dedim ya aglak oldum ben, madem ki aglak oldum herkesin psikolojisini bozmaliyim durtusuyle (hatunum ben, olayim bu) de oturdum deminden beri son cumlesi belli olmayan bu maili yaziyorum, tadini cikarin, ilerde santaj malzemesi yapin.
Cok onemli not : simdi ben bu 19-20 maddelik seyin sadece, durun sayayim, 7 maddesini gonderdigime gore, dileklerimin olma ihitmali ne kadardir ki ? Listenin kabarikligini maddelerin sayisina mi oranlamam lazim ne yapmam lazim ay hayat cok zor hep mucadele ...
4. Istediginizi alamamanizin bazen ne kadar büyük bir sans oldugunu hatirlayin..
6. Küçük bir aksakligin, büyük bir arkadasligi yaralamasina izin vermeyin.
10. Sessizligin bazen en iyi yanit oldugunu hatirlayin.
13. Sevdiklerinizle anlasmazliga düstügünüzde, sadece mevcut durumla ilgilenin. Gecmisi getirmeyin.
17. En iyi iliskinin, biribirinize karsi duydugunuz askin, biribirinize olan ihtiyaçtan daha fazlastigi zaman oldugunu hatirlayin.
18. Basarinizi, ona ulasmak için nelerden vazgeçtiginizle yargilayin.
19. Aska ve yemek pisirmeye, sonuçlarini hiç düsünmeden girisin.
Oynamalar yaptim dedigime bakmayin, sadece "ona buna gondermeseniz de olur, hatta gondermeyin sizde kalsin, walla kotu bisey olmayacak. Hatta daha da curetkar olun, okuduktan sonra silin" gibi bir kisim ekledim.
Sen neden x kisiye gonderdin diyenlere asla "supper dileklerim var ondan" ya da "tek bi sey istiyorum lutfen lutfen" gibi seyler soylemeyecegim, keza inkar her zaman en sevdigim tepki olmustur.
Konuya hala giremedigimin farkindaysaniz gonul rahatligiyla devam edebilirim; ben acaip duygusal aglak falan biri oldum, asagidaki yazilar da gectigimiz bilmemkac yilda toplam yuz kereden fazla inbox'ima dustugu halde nedense bu sefer boyle bi etkilendim, ekrana bi sure bos bos baktim.. Ama hayatin anlamini falan cozemedim, madem x kisiye gonderiyorum bari felsefik katkilari olsaydi bana di mi, o da yok.. Sadece, mesela 4.'yu okurken "acaba mi" , 6.'da "tuh" ve 10. icin de "tabii ki" dedim.. Daha 17. falan var ama hic konusasim yok onun hakkinda.
Sildim zaten aradaki maddeleri, eskiden TRT'deki cocuk korosunda soylenen sarkilara benzeyen, el ele el ele verin cocuklaaar temali olanlari.
Dedim ya aglak oldum ben, madem ki aglak oldum herkesin psikolojisini bozmaliyim durtusuyle (hatunum ben, olayim bu) de oturdum deminden beri son cumlesi belli olmayan bu maili yaziyorum, tadini cikarin, ilerde santaj malzemesi yapin.
Cok onemli not : simdi ben bu 19-20 maddelik seyin sadece, durun sayayim, 7 maddesini gonderdigime gore, dileklerimin olma ihitmali ne kadardir ki ? Listenin kabarikligini maddelerin sayisina mi oranlamam lazim ne yapmam lazim ay hayat cok zor hep mucadele ...
4. Istediginizi alamamanizin bazen ne kadar büyük bir sans oldugunu hatirlayin..
6. Küçük bir aksakligin, büyük bir arkadasligi yaralamasina izin vermeyin.
10. Sessizligin bazen en iyi yanit oldugunu hatirlayin.
13. Sevdiklerinizle anlasmazliga düstügünüzde, sadece mevcut durumla ilgilenin. Gecmisi getirmeyin.
17. En iyi iliskinin, biribirinize karsi duydugunuz askin, biribirinize olan ihtiyaçtan daha fazlastigi zaman oldugunu hatirlayin.
18. Basarinizi, ona ulasmak için nelerden vazgeçtiginizle yargilayin.
19. Aska ve yemek pisirmeye, sonuçlarini hiç düsünmeden girisin.
Subscribe to:
Comments (Atom)