Gergin bir gün, her yerde kırmızı balonlar, kalpler, peluş oyuncaklar, ağlatma amaçlı sevgi mailleri, hayat ne de güzel bu kadar çok sevince mesajları içeren konuşmalar, şişirilmiş olmadığında bile şişirilmiş bir mecburiyet.
Genelde sorulduğunda "sevgimi göstermek için bugünü beklemiyorum tabii ki ama ayrica bir vesile de fena olmuyor" cevabını bir programda duyup ezberlediği için bir solukta veren insanlar, eski sevgilisine mesaj atmak için doğumgününden sonra bir bahane daha bulduğu için sevinenler, sevgilisinin çalıştığı şirkete çiçek göndererek 'bu şahıs bana ait' mesajıyla kendi bölgesini işaretleyenler, sevgilisi olmayıp da bunalıma girenler 'bugün dışarı bile çıkmak istemiyorum' diyenler, hediye olarak ne alacağını bilemeyen aldığı hediye acaba ne anlama geliyor ne mesaj vermiş olacak bu hediyeyle diye düşünmekten perişan olanlar, acaba bana ne aldı diye meraklanmaktan perişan olanlar, çok sevinenler, hayal kırıklığına uğrayanlar ve daha aklıma gelmeyen birsürü şeyi tek bir günde mecburen yaşayanlar.
15 şubat sabahı bitmiş oluyor bu zorlama peri masalı, bir garip rahatlama hissedeceksiniz içinizde, işte o gerginliğin bitişidir. Gerçi o zaman da tv karşısına oturup hangi ünlü nasıl kutlamış, kimler ne hediyeler almış nerelere gitmiş içerikli magazin programları seyredilecek. Evet gergin bir gün, önyargıların hakim olduğu, kutlasan ayrı kutlamasan ayrı bir dert günü.
Tuesday, January 30, 2007
Monday, January 15, 2007
64. Altın Küre Ödülleri
şahsen aday olan filmlerin çoğunu seyredememiş olduğum için biraz buruk olsam da, bunu 'erken yapıyorlar canım bu ödül törenlerini' diyerek geçiştirmeye çalışıyorum. ama kategori diziler, daha doğru adıyla 'televizyon serileri' olunca söyleyecek birkaç şeyim oluyor tabii ki, amerika'da yaşıyormuşcasına yerel tv kanallarını takip ettiğim için. fakat listelere bakınca farkettim ki, seyrettiğim kadar da seyretmediğim dizi varmış, en azından tam anlamıyla bağımlı olmadığım konusunda kanıt oldu, moral oldu.
en iyi drama dalında adaylar şaşırtıcı değil, şöyle bir bakacak olursak,
24 : vazgeçilmez bir dizi. adrenalin nasıl birşeydir merak edenlere verilecek tek isim. jack bauer isimli ctu (counter terorist unit) ajanı, her bölümü 1 saate denk gelen 24 bölüm boyunca, çok büyük bir krizi/sorunu/tehlikeyi bertaraf ediyor. dizinin en önemli özelliği gerçek zamanlı olması, dizinin bir sezonunun 24 bölümden oluşması ve de anlatılan olayların da gerçekten 1 gün içinde geçiyor olması. yeni sezonu dün akşam itibarıyla başladı ve 5. sezon bitimindeki sürpriz sondan sonra, gün sayarak yeni sezonu bekleyen beni yeterince mutlu eden bir giriş yaptı 6. sezonuna. ödül alır mı almaz mı diye düşündüğümde, şahsi fikrim rakipleri karşısında biraz zayıf kaldığı.
grey's anatomy : hiç bitmesin istediğim iki diziden biri (diğeri house m.d.). herşey bir kenara, insanın hayata bakış açısını değiştirebilen bir dizi bu, çok klişe gelebilir ama, durup düşünmenizi, harekete geçmeden önce farklı bir açıdan bakmanızı sağlayabiliyor. çünkü buradaki karakterler öyle yapıyor, sizi şaşırtarak, belirli durumlarda öyle kararlar veriyorlar ki, acaba mı diyorsunuz. konusundan bahsedecek olursak, bir hastanede yeni göreve başlayan asistanların (türkiye'de böyle bir uygulama yok sanırım, burada anlatılan okulu bitirmiş doktorların uzmanlaşmak ve de tecrübe kazanmak için bir hastanede, yanlış hatırlamıyorsam 7 sene boyunca sürecek asistanlıkları) gündelik yaşamlarını anlatıyor dizi. tıbbi vakalar diziye renk versin diye kullanılmış ama aslında ana hikaye her biri birbirinden ilginç asistan doktorlarımız ve hastanedeki uzman cerrahlar arasında geçen olaylar üzerine dönüyor. altın küre'de şansı nedir diye düşündüğümde, keşke bütün ödülleri alsa diyorum ama açıkçası heroes karşısında çok şans da veremiyorum.
heroes : lost'un verdiği aradan yararlanıp, rating savaşlarında kendine yer bulmuş, bence çok da güzel yapmış bir dizi. konusundan çok ayrıntılı bahsetmek istemiyorum, spoil etmek istemem ama kısaca, genetik mutasyona uğradıklarını, daha doğrusu bir anda doğaüstü güçleri olduğunun farkeden bir grup insanın hikayesi. hiç düşmeyen temposu, bir anda hayatımıza soktuğu karakterlerin sağlamlığı ve de x-men'le ilişkili olmasa da o denli mistik konusu ile bence bu sene altın küre alması gereken dizi budur.
lost : artık herkesin bilse de bilmese de hakkında yorum yaptığı, forumlarını takip ettiği, fenomene dönüşmüş ama bir türlü de 2. sezonun ortalarından beri kaldığı yerden bir adım ileri gidememiş; ıssız bir adaya düşen kazazedelerimizin başından geçenleri anlatan, yine de sevmekten vazgeçemediğim, yine de gelmiş geçmiş en güzel diziler kategorimde başa oynayan lost için söyleyecek tek şeyim, inşallah ödül almaz ki silkinip kendilerine gelirler, bir süre önceki gibi bölümler çekmeye başlarlar.
big love : hiç seyretmediğim bir dizi bulup aday yapmışlar. bu durumda pek yorum yapamıyorum ama araştırdığıma göre poligamiyi yani çokeşliliği işleyen bir diziymiş. 'sosyal içerikli mesajlar çok önemlidir, bilinçli olalım' gibi şeylere takılıp da bu diziye ödül verirler mi hiç bilemedim.
en iyi aktör, aktrist ve yardımcı oyunculara da bakalım hazır gelmişken. drama dalında en iyi aktris adayları şöyleymiş,
patricia arquette - medium : mistik yetenekleri olan, rüyaları gerçekleşen, ölülerle konuşan, yeri geldiğinde akıl da okuyabilen allison dubois, bu yeteneklerini kullanarak savcılığa birtakım davalarda yardım etmektedir. ödül alır mı, bilemiyorum ama almasın ki daha çok sevdiklerimizin önü açılsın
evangeline lilly - lost : allah boş zamanında yaratmış dedikleri türden bir varlık, kabul etmek lazım. bunun dışında lost'taki esas kız, geçmişi karanlık, hareketleri tahmin edilemez ve nedense hakkında hiç kötü düşünmediğimiz, her yaptığını bir şekilde affettiğimiz, neredeyse evimizin kızı kate. ödül alır mı, bilemiyorum, bir yandan alsın istiyor insan ama bir yandan da karşısında grey's anatomy'nin esas kızı meredıth grey var. şahsen meredith'in fanatiği olmadığım için oyumu kate'den yana kullanacağım, ama benim oyum ne yazık ki evdeki dvd arşivimde geçerli sadece.
ellen pompeo - grey's anatomy : derin duygusal yaralara sahip, cerrah olma yolunda hızla ilerleyen, şahsen güzel bulmadığım (bir izzie stevens yanında lafı bile edilmeyecek, ki izzie de en iyi yardımcı kadın oyuncu dalında adaymış, iyi olmuş) fakat hayranı çok olan, grey's anatomy'nin esas kızı. dizide bazen arka planda birtakım konuşmalar yapar, işte o konuşmalar bir kenara yazılmalı, kulağa küpe edilmelidir. ben msn'de kişisel mesaj olarak kullanmayı tercih ediyorum, daha efektif oluyor. ödül alsa da sevineceğim almasa da, böyle de kararsız, böyle de belirsizim.
kyra sedgwick - the closer : evet hiç seyretmediğim, ama araştırmalarım sonucu polisiye komedi olduğunu öğrendiğim bi dizinin esas karakteri. peki ödülü alır mı, açıkçası çok üzülürüm, ödül alacak kadar iyi bir oyuncuya sahip bu diziden haberdar olmadığım için...
drama dalında en iyi aktörler kimmiş derseniz, buyrun,
patrick dempsey - grey's anatomy : islak köpek bakışlı, yakışıklı değil ama sempatik fakat bir sebeple de azımsanamayacak kadar çekici esas oğlan, beyin cerrahı (o vazgeçilemez çekiciliğin sebebi bu olabilir evet). ilginç bir erkek karakter, yaptıklarıyla, söyledikleriyle kendini takip ettiren adam. aday listesine baktığımda hugh laurie'yi orada görmeseydim tek favorim olacak kişi. ama hugh var, yapacak birşey yok.
hugh laurie - house m.d. : gregory house karakteriyle hayatımıza (başkalarını bilemem ama benim hayatıma kesin) çıkmamacasına giren, aksi, ukala, karizmatik, zekasını anlatmaya kelimelerimin yetmeyeceği, bu zekadan ileri gelen espri yeteneğine sahip, kısaca şahane adam. tanı koyma departmanının başında durur bu adam, her vakayı da almaz, sadece ilgisini çekenleri, garip olanları ve de bir şekilde işine gelenleri alır. başka kimsenin çözemeyeceği vakaları çözer. aksini savunanlar çok olsa da gelmiş geçmiş en etik insanlardan biridir, göreceli olarak. ve bunun dışında mottosu da 'everybody lies' 'dır, her bir söylediği, ayrı motto olarak alınabilir, kenara yazılabilir. ödül alır mı derseniz, almalıdır, almazsa ayıptır ve hatta yönetim istifa.
kiefer sutherland - 24 : bir bütün gün boyunca koşturan, yorulmak bilmeyen, anında ve doğru kararlar veren, 'my name is jack bauer, i'm a federal agent' insanı, karizmatik acıların çocuğu. seviyoruz evet ama hugh laurie kadar değil.
michael c.hall - dexter : bilmediğim bir karakter daha, moral bozucu olmaya başladı.
bill paxton - big love : evet evet, bilemiyorum.
çok ayrıntılarına girmek istemesem de, ödül almasını can-ı gönülden istediğim iki aday daha var. drama dalında, biri yardımcı kadın oyuncu diğeri de yardımcı erkek oyuncu adayı.
katherine heigl - grey's anatomy : bir karavan parkında büyümüş, çocukluğundan beri kendi ayakları üzerinde durmaya alışmış, bir yandan okurken bir yandan da çalışmış (mankenlik yapmış), grey's anatomy'deki kanımca en güzel hatun karakterdir. bunun dışında, bugüne kadar gördüğüm en güzel oyunculuklardan birini çıkarmaktadır bu dizide ve bunun için de ödül verilmesi bile yeterli değil gözümde. bu kız ağladığında ben de oturup ağlıyorum, bu kız sinirlendiğinde ben de sinirleniyorum, şapşallaştığında da gülme krizine giriyorum (pembe dizi anlatır gibi oldu, alakası yok valla)
masi oka - heroes : anlatılmaz yaşanır, tarif edilmez seyredilir bir karakter. önce çok sevimli geliyordu, sonraları (spoiler vermekten de çekinerek üstten geçeyim) bir sahne vasıtayısla karizmatik nedir ne değildir bize göstermiş, alıp evde beslemek istersek yadırganmayacağımız bir kahraman karakteri. bunun da diğerleri gibi doğaüstü güçleri vardır, kullanır da kullanır, seviyoruz, ödül versinler, bizi mutlu etsinler.
en iyi drama dalında adaylar şaşırtıcı değil, şöyle bir bakacak olursak,
24 : vazgeçilmez bir dizi. adrenalin nasıl birşeydir merak edenlere verilecek tek isim. jack bauer isimli ctu (counter terorist unit) ajanı, her bölümü 1 saate denk gelen 24 bölüm boyunca, çok büyük bir krizi/sorunu/tehlikeyi bertaraf ediyor. dizinin en önemli özelliği gerçek zamanlı olması, dizinin bir sezonunun 24 bölümden oluşması ve de anlatılan olayların da gerçekten 1 gün içinde geçiyor olması. yeni sezonu dün akşam itibarıyla başladı ve 5. sezon bitimindeki sürpriz sondan sonra, gün sayarak yeni sezonu bekleyen beni yeterince mutlu eden bir giriş yaptı 6. sezonuna. ödül alır mı almaz mı diye düşündüğümde, şahsi fikrim rakipleri karşısında biraz zayıf kaldığı.
grey's anatomy : hiç bitmesin istediğim iki diziden biri (diğeri house m.d.). herşey bir kenara, insanın hayata bakış açısını değiştirebilen bir dizi bu, çok klişe gelebilir ama, durup düşünmenizi, harekete geçmeden önce farklı bir açıdan bakmanızı sağlayabiliyor. çünkü buradaki karakterler öyle yapıyor, sizi şaşırtarak, belirli durumlarda öyle kararlar veriyorlar ki, acaba mı diyorsunuz. konusundan bahsedecek olursak, bir hastanede yeni göreve başlayan asistanların (türkiye'de böyle bir uygulama yok sanırım, burada anlatılan okulu bitirmiş doktorların uzmanlaşmak ve de tecrübe kazanmak için bir hastanede, yanlış hatırlamıyorsam 7 sene boyunca sürecek asistanlıkları) gündelik yaşamlarını anlatıyor dizi. tıbbi vakalar diziye renk versin diye kullanılmış ama aslında ana hikaye her biri birbirinden ilginç asistan doktorlarımız ve hastanedeki uzman cerrahlar arasında geçen olaylar üzerine dönüyor. altın küre'de şansı nedir diye düşündüğümde, keşke bütün ödülleri alsa diyorum ama açıkçası heroes karşısında çok şans da veremiyorum.
heroes : lost'un verdiği aradan yararlanıp, rating savaşlarında kendine yer bulmuş, bence çok da güzel yapmış bir dizi. konusundan çok ayrıntılı bahsetmek istemiyorum, spoil etmek istemem ama kısaca, genetik mutasyona uğradıklarını, daha doğrusu bir anda doğaüstü güçleri olduğunun farkeden bir grup insanın hikayesi. hiç düşmeyen temposu, bir anda hayatımıza soktuğu karakterlerin sağlamlığı ve de x-men'le ilişkili olmasa da o denli mistik konusu ile bence bu sene altın küre alması gereken dizi budur.
lost : artık herkesin bilse de bilmese de hakkında yorum yaptığı, forumlarını takip ettiği, fenomene dönüşmüş ama bir türlü de 2. sezonun ortalarından beri kaldığı yerden bir adım ileri gidememiş; ıssız bir adaya düşen kazazedelerimizin başından geçenleri anlatan, yine de sevmekten vazgeçemediğim, yine de gelmiş geçmiş en güzel diziler kategorimde başa oynayan lost için söyleyecek tek şeyim, inşallah ödül almaz ki silkinip kendilerine gelirler, bir süre önceki gibi bölümler çekmeye başlarlar.
big love : hiç seyretmediğim bir dizi bulup aday yapmışlar. bu durumda pek yorum yapamıyorum ama araştırdığıma göre poligamiyi yani çokeşliliği işleyen bir diziymiş. 'sosyal içerikli mesajlar çok önemlidir, bilinçli olalım' gibi şeylere takılıp da bu diziye ödül verirler mi hiç bilemedim.
en iyi aktör, aktrist ve yardımcı oyunculara da bakalım hazır gelmişken. drama dalında en iyi aktris adayları şöyleymiş,
patricia arquette - medium : mistik yetenekleri olan, rüyaları gerçekleşen, ölülerle konuşan, yeri geldiğinde akıl da okuyabilen allison dubois, bu yeteneklerini kullanarak savcılığa birtakım davalarda yardım etmektedir. ödül alır mı, bilemiyorum ama almasın ki daha çok sevdiklerimizin önü açılsın
evangeline lilly - lost : allah boş zamanında yaratmış dedikleri türden bir varlık, kabul etmek lazım. bunun dışında lost'taki esas kız, geçmişi karanlık, hareketleri tahmin edilemez ve nedense hakkında hiç kötü düşünmediğimiz, her yaptığını bir şekilde affettiğimiz, neredeyse evimizin kızı kate. ödül alır mı, bilemiyorum, bir yandan alsın istiyor insan ama bir yandan da karşısında grey's anatomy'nin esas kızı meredıth grey var. şahsen meredith'in fanatiği olmadığım için oyumu kate'den yana kullanacağım, ama benim oyum ne yazık ki evdeki dvd arşivimde geçerli sadece.
ellen pompeo - grey's anatomy : derin duygusal yaralara sahip, cerrah olma yolunda hızla ilerleyen, şahsen güzel bulmadığım (bir izzie stevens yanında lafı bile edilmeyecek, ki izzie de en iyi yardımcı kadın oyuncu dalında adaymış, iyi olmuş) fakat hayranı çok olan, grey's anatomy'nin esas kızı. dizide bazen arka planda birtakım konuşmalar yapar, işte o konuşmalar bir kenara yazılmalı, kulağa küpe edilmelidir. ben msn'de kişisel mesaj olarak kullanmayı tercih ediyorum, daha efektif oluyor. ödül alsa da sevineceğim almasa da, böyle de kararsız, böyle de belirsizim.
kyra sedgwick - the closer : evet hiç seyretmediğim, ama araştırmalarım sonucu polisiye komedi olduğunu öğrendiğim bi dizinin esas karakteri. peki ödülü alır mı, açıkçası çok üzülürüm, ödül alacak kadar iyi bir oyuncuya sahip bu diziden haberdar olmadığım için...
drama dalında en iyi aktörler kimmiş derseniz, buyrun,
patrick dempsey - grey's anatomy : islak köpek bakışlı, yakışıklı değil ama sempatik fakat bir sebeple de azımsanamayacak kadar çekici esas oğlan, beyin cerrahı (o vazgeçilemez çekiciliğin sebebi bu olabilir evet). ilginç bir erkek karakter, yaptıklarıyla, söyledikleriyle kendini takip ettiren adam. aday listesine baktığımda hugh laurie'yi orada görmeseydim tek favorim olacak kişi. ama hugh var, yapacak birşey yok.
hugh laurie - house m.d. : gregory house karakteriyle hayatımıza (başkalarını bilemem ama benim hayatıma kesin) çıkmamacasına giren, aksi, ukala, karizmatik, zekasını anlatmaya kelimelerimin yetmeyeceği, bu zekadan ileri gelen espri yeteneğine sahip, kısaca şahane adam. tanı koyma departmanının başında durur bu adam, her vakayı da almaz, sadece ilgisini çekenleri, garip olanları ve de bir şekilde işine gelenleri alır. başka kimsenin çözemeyeceği vakaları çözer. aksini savunanlar çok olsa da gelmiş geçmiş en etik insanlardan biridir, göreceli olarak. ve bunun dışında mottosu da 'everybody lies' 'dır, her bir söylediği, ayrı motto olarak alınabilir, kenara yazılabilir. ödül alır mı derseniz, almalıdır, almazsa ayıptır ve hatta yönetim istifa.
kiefer sutherland - 24 : bir bütün gün boyunca koşturan, yorulmak bilmeyen, anında ve doğru kararlar veren, 'my name is jack bauer, i'm a federal agent' insanı, karizmatik acıların çocuğu. seviyoruz evet ama hugh laurie kadar değil.
michael c.hall - dexter : bilmediğim bir karakter daha, moral bozucu olmaya başladı.
bill paxton - big love : evet evet, bilemiyorum.
çok ayrıntılarına girmek istemesem de, ödül almasını can-ı gönülden istediğim iki aday daha var. drama dalında, biri yardımcı kadın oyuncu diğeri de yardımcı erkek oyuncu adayı.
katherine heigl - grey's anatomy : bir karavan parkında büyümüş, çocukluğundan beri kendi ayakları üzerinde durmaya alışmış, bir yandan okurken bir yandan da çalışmış (mankenlik yapmış), grey's anatomy'deki kanımca en güzel hatun karakterdir. bunun dışında, bugüne kadar gördüğüm en güzel oyunculuklardan birini çıkarmaktadır bu dizide ve bunun için de ödül verilmesi bile yeterli değil gözümde. bu kız ağladığında ben de oturup ağlıyorum, bu kız sinirlendiğinde ben de sinirleniyorum, şapşallaştığında da gülme krizine giriyorum (pembe dizi anlatır gibi oldu, alakası yok valla)
masi oka - heroes : anlatılmaz yaşanır, tarif edilmez seyredilir bir karakter. önce çok sevimli geliyordu, sonraları (spoiler vermekten de çekinerek üstten geçeyim) bir sahne vasıtayısla karizmatik nedir ne değildir bize göstermiş, alıp evde beslemek istersek yadırganmayacağımız bir kahraman karakteri. bunun da diğerleri gibi doğaüstü güçleri vardır, kullanır da kullanır, seviyoruz, ödül versinler, bizi mutlu etsinler.
Subscribe to:
Comments (Atom)