
http://www.egerummeyhanesi.com/
Demin bir arkadaşım gönderdi Ege Rum Meyhanesi’nin linkini. Bir süredir de duyuyorum aslında adını ama gitmedim hiç. Öyle bi anlattılar ki, gecenin ilerleyen saatlerinde elinde tefle kendini sahnede bulabiliyormuşsun. Geçen yıllardan birindeki doğumgünümde fasıl ekibiyle birlikte sahnede “bir ihtimal daha var” söylemenin getirdiği utancı hala üzerimden atamadığımdan, bu ihtimali, en azından kendim için eliyorum.
Sitede bi de fotoğraflar kısmı var, zaten benim gitmem için birinci sebebi adamlar koymuşlar oraya. Balık falan hikaye (çupra yerim ben o ayrı), zaten içmem de ben, camın önünde otururum bütün gece, yeterli.
http://www.egerummeyhanesi.com/index3.html
Sonuç olarak, gidiniz görünüz, resim çekiniz (camdan dışarısını), çektiğiniz resimlerin içinde insan olmayanlarını gönderiniz wallpaper yapalım.
Bi de, eminim ki çoğunuz biliyordur ama ben yeni buldum; Kuzguncuk’ta (e karşı sahil tabi, bilmemem normal) böyle sempatik ötesi bir balıkçı. Sempatik dedim diye sanmayın ki küçük, mekan olarak büyük de, böyle çok kendi halinde, çok sevimli bir yer, balığı da hiç fena değil. Geçen haftasonu gündüz vakti gittik ne akla hizmetse.
İçeri giriyorsunuz, ahşap masalar, pencereler, sanırım yerler de ahşap ya da ben işin büyüsüne çok kapıldım. Bi de 3 tarafı deniz görüyo nerdeyse, yani hafif çıkıntı yapmış suya dogru, kendimi kaybettim ben zaten görünce. Pencereler de aslında çok kanatlı, olabildiğince az dışarıyı görecek şekilde yapılmış ama ona rağmen her yerde deniz vardı, düşünün artık. Bi de ben bir ara yanımdaki camdan dışarı baktım ve yukarda sağda duran kayıklı fotoğrafı çektim (cep telefonuyla çekilen dandik resme de fotoğraf dedim, yaptım böyle şeyler) ki hala wallpaper’ım.
Zaten o gün bi gariptim, motorla Üsküdar’a geçtim (hava güzel ya, romantik olsun diye), sonra da motorun dışında oturdum zatürreye davetiye, martılar falan vardı ne biliim güneş de vardı, İstanbul çok güzel bi şehir diye diye ağlıyodum nerdeyse. Hayır bana neyse yani, güzelse güzel, neye duygulanıyosun ki anlamadım. Yok martı uçuyomuş motorun peşinden, yok işte Kız Kulesi nasıl da parlıyomus, çok lazım. Sonra motor beceriksizce yanaştı, iskeleye çarpınca bi sarsıldı, kafamı vuruyodum, bi silkinip kendime geldim.
Kuzguncuk’taki balıkçının adını unutuyodum nerdeyse, İsmet Baba Balıkçısı, adı da sempatik. Hani sanki İsmet Baba’nın minik bi kayığı var, ellerinde koca koca ağlar balık tutmaktan dönüyo da sorasınız geliyo adama, iyi balık var mı bugün İsmet Baba ? (vardı, ben yedim)
No comments:
Post a Comment