
Zeugma'dan cikarilan mozaiklere bakiyodum da, biri Eros ve Physke'nin mozaigiymis, altina da mitolojik hikayesini yazmislar bu ikisinin, ilginc geldi (mitolojiyi okuyup okuyup unutanlardanim, belki daha once de okumusumdur o zaman da ilginc gelmistir, bilemedim simdi)
Ozetlersek Eros bizim Physke’e asik oluyo ama kendince sebepleri var (erkekler ve sebepleri) o yuzden de yuzunu gostermiyo kizcagiza. Beni gormeden, koru korune sev diyor. Salak Physke de Kabul ediyor, ask iste naapsin (yeni tanismamislar miydi, neyse mitoloideki bosluklar baska bir konu olsun :) ). Sonra Eros kizi aliyo, uyuyan orman varmis da iste ortasinda sihirli saray falan varmis, oraya goturuyor. Yani kisaca kimsenin goremeyecegi, kizin da cikip biyerlere gidemeyecegi biyere goturuyo (bu mitoloji aslinda Freud’un cikarimlari falan gibi, birilerinin bilincaltini yillardir okuyoruz ama hadi bakalim). Bu da yetmiyo, geceleri geliyo sadece kizin yanina (yuzunu gostermiyo dedik ya).
Cok mutlular, hayat guzel, derken kizin kiskanc kardesleri diyolar ki, salak kardesimiz, bu cocuk demek ki cok cok cirkin ki sana yuzunu gostermek istemiyo (bizim kiz cok guzelmis ama bunu dusunememis, bunu da gectik), sen buna numara yap, lambanin ustune vazo kapat yanar haldeyken (eski lambalar herhalde mumlu falandi, elektrik bi tek Zeus’ta varmis o da dogalindan) sonra sevgilin uyudugunda lambayi alir bakarsin yuzune. Tabi kizin aklina yatiyor (ne deseler inanacakmis o da ayri), Eros’u punduna getiriyor, aa bi bakiyo acaip yakisikli, oyle boyle degil, bi de taniyo tabi Eros, Afrodit’in oglu falan. Neyse, uzanip opeyim bari diyo o sirada lambanin fitilinden bi damla yag (hah lambanin esrari cozuldu) Eros’un sirtina damliyo, Eros uyaniyor, cok kiziyor ucup gidiyor (evet kanatlari varmis, bizim salak ama cok guzel Physke bunlari da mi farketmedi yahu, nasil koru korune ask bu).
Sonra kizcagiz perisan oluyor, yollara dusuyor, Eros’u ariyor, Afrodit’e de gidiyor hani bi umit diye, Afrodit de bunu tutup hizmetci yapmasin mi (onlar tanri bu kizcagiz olumlu, Kemalettin Tugcu bundan kitap cikarabilirmis aslinda). Kizcagiz bunu da kabulleniyor, cok seviyo ya Eros’u ondan. Sonra Eros’un sirtindaki yara iyilesiyor (ancak o zaman akli basina geliyor, hani kendi yarasi gecince, öl Eros, geber), bakiyor kiz da buna cok bagliymis, neler cekmis yazik, Zeus’a gidip yalvariyo, aman da bu kizi bana es olarak verin diye.
Hikayemiz tabi mutlu sonla bitiyor. Physke Olympos’a getiriliyor (bu isim bana hep Antalya’daki garip tatil yerini –kotu anilarim var evet- hatirlattigi icin nedense o kocaman tanrilarin yasadigi dag imaji kafamda olusamiyor, gozumun onunde agac evler icinde perisan olmus beyaz carsafli tanri figurleri ah be). Eros’la evlenip mutlu oluyorlar.
Tamam iyi hos da, bu kiz Afrodit’ten intikam almak istemez mi, Eros’un bunca salakliginin hesabini sormak istemez mi ? Bu hikaye burda biterse biz okuyucular bir Kemalettin Tugcu romani okumus gibi olmaz miyiz ?
Tesekkurler iyi gunler (ozetlemis halim evet)