Wednesday, February 22, 2006

bir yalanı yaşamak

Her şeye sonsuz güvenle başlamanın getirisi, "yalan söyleyeceğini düşünerek yaşayamam, inanmadığım biriyle olmamın ne anlamı var" cümlesini kurup, dolayısıyla yenik başladığınız bir ilişkinin başlığıdır.

Yalan söylemek ne kadar da doğal halbuki. Çünkü aslında kafandaki yalan, insanların zorda kaldıklarında kendilerini kurtarmak için söyleyiverdikleri bazen zararlı bazen zararsız senaryolar. Ama hiçbir zaman birinin planlı programlı yalan soyleyeceğine inanmadın ki, bikaç ay sonrasının yalanlarını önceden hazırladığına, bütün bunları yaparken yüzüne aynı şekilde bakmaya devam ettiğine..

Sonra bir gün durup dururken, küçükken fazla Kemalettin Tuğcu okumanın getirdiği gereksiz gururu bir kenara bırakıp sağı solu araştırırsın. Bu noktadan sonra aslında hiç tanımadığın birini karşında bulmanın getirdiği bi sendeleme yaşayıp, düşmemek için duvara tutunursun. Bütün bildiklerinin sadece onun bilmeni istedikleridir, tanıdığın kişi de aslında yaşamıyordur. Yalanın en ironik bulduğum tarafı, zincirleme etki yaratması, yani sadece söylendiği konuda değil alakalı alakasız her konuda belirsizlik yaratması. Onun hakkında emin olduğun şeylerin sayısı bi anda tek basamaklı sayılara düşer, adını soyadını biliyosun, hadi mesleğini de bilmiş ol, neye benzediği de somut bir veri, peki başka neden emin olabilirsin ?

Fakat faydaları da yok değil, en azından tutunacak bir gerçek bulduğunda artık ortada belirsiz bişey kalmamıştır. Duygu olarak da içinde bir tek umursamazlık kalır. Hani bu işin ilacı da olsa olsa budur zaten, farketmeden tedavi edersin kendini.